Chào các bạn! Truyen4U chính thức đã quay trở lại rồi đây!^^. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền Truyen4U.Com này nhé! Mãi yêu... ♥

8. BÖLÜM ''ACI GERÇEKLER''

#2 GÜN SONRA#

Gözlerimi açtığımda tavanımdan sızan güneşin gülümsetici ışığıyla karşılaştım. Uzun zamandır ilk defa gülerek uyanıyordum. Bunun sebebi sadece güneş değildi tabii ki. Videolarım çok beğenilmişti, Dans Fabrikası'nda artık hoca idim ve bugün anne ve babamı ziyaret edecektim. 1 ay boyunca onları görmemiştim. İçimde ki özlem ciğerlerimi yakıp beni oksijensiz bırakacak kadar yoğundu. Onlara kızgındım ama ne olursa olsun onlar benim ailemdi. Zaten bir süredir para biriktiriyordum, Dans Fabrikası'ndan alacağım maaşı da hesaba katarsak anne ve babama maddi açıdan yardımda bulunabilecek ve böylece evime geri dönebilecektim. Bu düşünce beni, bütün dişlerimi gösterecek kadar gülümsetti. Yataktan çıkıp bir güzel gerindikten sonra kısa bir duş aldım. Üstümü giyinip saçlarımı taradıktan merdivenlere yöneldim. Aral da odasından çıkıyordu.

"Günaydın." deyip kocaman bir gülümseme yolladım. Ah evet, onun tam bir ukalalık abidesi olduğunu unutmuştum. Hâlâ benimle derdinin ne olduğunu bilmediğim bakışlarını üzerime yolladı, ve ben olduğunu anlamadan aşağı indi. Ben de onu takip ederek aşağı indim. Kahvaltı hazırdı. Aral ile oturup Aysel Hanım ve Kemal Bey'in gelmesini bekledik.

"Bir şey sorabilir miyim?" diye kibarlık yaptığım da bıkkınlık içeren yüzünü bana çevirdi. Sabahları huysuz oluyordu, bunu artık biliyordum. Onu yavaş yavaş tanıyordum. Üstelik bunun için hiç bir çaba sarf etmeden.

"Saçma bir şey ise şu zeytini burnuna sokarım." Ufak çaplı, komik olduğunu sandığı tehdidini görmezden gelip konuşmama devam ettim.

"Sence videolarım iyi miydi? Yani Dans Fabrikası'nı hak ediyor muyum?"

"Daha iyilerini gördüm. Çok daha iyilerini."

"En iyisi olduğumu iddia etmiyorum zaten. Ama olacağım. Bu benim için çok güzel bir fırsat."

"Şuan güzel bir kahvaltı yapmak varken senin istikbalin hakkında konuşmak içimi karartıyor. Zeytinleri burnuna sokmama ramak kaldı." Beni yetersiz görüyordu. Dans Fabrikası'nı hak etmediğimi düşünüyordu. Acaba herkes mi böyle düşünüyordu?

''Hak etmediğim bir yerde değilim. En iyisi ben değilim ama en kötüsü de değilim. Çok çabalıyorum. En iyisi olmak için her şeyi yaparım." dediğimde gözlerini gözlerime sabitledi.

"En iyisi olmak için büyük bir şey yaptın zaten. En büyük rakibini eledin. Hak etmediğin bir yerdesin. Bir başkasının tahtında çok fazla oturamazsın, bunu unutma." Tabii ki dediklerinden hiç bir şey anlamamıştım. Kafam allak bullak olmuştu.

"Ne demek ist..."

"Günaydın çocuklar." Aysel Hanım ve Kemal Bey gülümseyerek masaya oturdular. Ben de onlara eşlik ederek gülümsedim. Aral'ın dediklerine rağmen keyfim hâlâ yerindeydi. Kahvaltıdan sonra hemen evden çıktım ve otobüs beklemeye başladım. Otobüse bindiğimde annemi arayıp haber vermeyi düşündüm ama sürpriz yapmayı tercih etmiştim. Giderken ona en sevdiği pastayı almayı da ihmal etmemiştim. Güzel bir çay demler ve yerdik. Sonra da babama bütün pastanın bittiğini haber veren bir mesaj atar ve onun da gelirken çiğköfte almayacağını bildiren mesajıyla karşı karşıya kalırdım. Ama günün sonunda ben ona pasta ayırmış ve o da baba çiğköfte almış olurdu. Anılar zihnimi meşgul ederken kocaman gülümsediğimi farketmemiştim bile. Yol boyunca telefonumda anne ve babamla olan fotoğraflarıma baktım. Otobüs yolculuğum sona erdiğinde mahallemin geniş sokaklarında olmanın verdiği huzurla baş başa kaldım. Eve ulaşmak için bir kaç sokak yürüdükten sonra binanın içine girdim ve kapıya yaklaştım, derin bir nefes aldıktan sonra zile bastım. Kapı açıldığında elimde ki pastayı havaya kaldırdım.

"Sürp..." kelimemi tamamlayamadan donup kalmıştım. Yüzümde ki gülümse benden habersiz silinivermişti.

"Buyrun kime bakmıştınız?" Kapıyı açan genç bir kadındı.

"Siz kimsiniz? Annem nerde?"

"Ah siz Nurten Hanımı diyorsunuz. Biz buraya yaklaşık 3 hafta önce taşındık. Anne ve babanız burayı bize sattı. Bize bir kızları olduklarından bahsetmemişlerdi." deyip elini uzattı. "Merhaba ben İrem." Kadının elini sıktığımda söylediği her cümle, her kelime hatta her harf tek tek beynimde dönüyordu. Hiç bir şey söylemeden elimde ki pastayı kadına uzattım. Ve binadan çıktım. Ağır bir demirle defalarca kafama darbe almış gibi hissediyordum. Telefonumu çıkartıp annemi aradım. Numarayı kullanamadığını belirten sesi duyduktan sonra babamı aradım. O da aynı şekilde artık bu numarayı kullanmıyordu. Beni bırakmışlar mıydı yani? Hiç bir şey demeden, üstelik ben o eve gider gitmez. Sessizce ağlamaya başlamıştım. Taksi durağına yürüdüm, boş bir taksi bulduğumda arka koltuğa geçip oturdum. Terkedilmiştim. Bir erkek ya da bir evcil hayvan tarafından değil. Ailem beni terketmişti. Acım, özlemimden daha büyüktü şimdi. Ciğerlerim paramparça oluyordu, her bir acıyı hissediyordum ama bunu durduramıyordum. Nefes alamıyordum. Boğazımda ki yumru, gerçeklerin düğüm olmuş haliydi. Yutkunsam dahi gitmeyecek, acı kendini hissettirecekti. Camı açıp hıçkırıklarımı serbest bıraktım.Taksi evin önüne geldiğinde şoföre parasını ödeyip taksiden indim. Başım dönüyordu, taksiden inerken düşmemek için kapıyı tuttum. Şoför de kötü olduğuma kanaat getirdikten sonra koluma girip evin kapısına doğru beni yönlendirdi. Gözyaşlarımı ne kadar engellemeye çalışsam bir o kadar başarısız olup daha çok ağlıyordum. Şoför zile bastığında kapı açıldı. Gözlerim, kapıyı kimin açtığını göremeyecek kadar buğuluydu.

" Toprak iyi misin?" Aslı üst üste bu soruyu sordu ama cevap vermek yerine ağlıyordum. Hıçkırıklarım boğazımı yırtarcasına ard arda beni işgal ediyordu.

"Ne oldu?" Aral'ın silüeti gözlerimin önünde belirdiğinde ellerimle kollarına uzandım.

" Sen... Sen haklıymışsın. Artık babam yok, annem yok." Ağlamamı durdurmaya çalışıp yutkundum. O da elleriyle iki kolumu tuttu "Aral... Benim artık ailem yok." Ellerim kolundan kayıyordu. Tutunmaya çalıştıkça düşüyordum. Bütün bedenimi karanlık kapladı.

##

Gözümü açtığımda geniş bir hastane odasındaydım. Elimde canımı acıtan ince bir sızı vardı. Elimi kaldırıp bakmaya çalıştığımda ağzımdan küçük bir çığlık kaçtı. Pes edip kafamı kaldırdım ve elimin üstünde takılı duran iğneye baktım. Bayılmıştım. Serum daha yarısına bile gelmemişti. Yeni takılmış olmalıydı. Bir kaç dakika bayılmadan öncesini hatırlamaya çalıştım. Yaşlar gözüme hücum etmişti bile. Hatırlamak istemiyordum. Annemin ve babamın beni terk ettiği gerçeğini kabullenmek istemiyordum. Odanın kapısı açıldı. Aral büyük adımlarla yanıma ulaşıp yatağın kenarına çöktü ve elimi tuttu.

"Öyle demek istememiştim, yani ağzımdan nasıl çıktı bilmiyorum. Ben..."

"Özür dileme sakın." diyerek sözünü kestim.

"Sen sadece gerçekleri biraz erken söyledin. Benim artık ailem yok." Kafasını yere eğdi ve bir kaç saniye sonra gözlerini gözlerime sabitledi.

"Senin ailen artık benim. Biziz." deyip yarım bir gülüş attı. "Biliyor musun, aslında hep bir kardeşim olsun istemişimdir. Seni sinir etmek güzel olacak." dediğinde elimden geldiğince gülümsedim. Bana hiç bilmediğim bir yönünü göstermişti. Onun benden nefret ettiğini düşünüyordum. Belki de bayıldığım içim bana acımıştı ve ben hastaneden çıkana kadar böyle davranacaktı. Sonuçta dengesizdi. Herneyse. Şuan benim yanımdaydı ve bana yardım ediyordu. Kapı açıldığında Bora içeri girdi. Siyah gözleriyle desteklediği sert bakışları yine meydandaydı.

"Geçmiş olsun." deyio Aral'ın yanında durdu.

"Teşekkür ederim." Buruk bir gülümseme gönderdim.

Aral, "Ben bir doktora bakayım. Annemlerde birazdan burada olur zaten." diyerek odadan çıktı. Bora ile odada tek kalmıştık. Bir kaç saniye sessiz kaldıktan sonra nihayet kelimelerin odadaki sessizliği usulca bölmesine izin verdi.

"Ailenle olanlar için üzüldüm."

"Sen nerden biliyorsun?"

"Bayıldığında ordaydım. Aral ile pes atıyorduk."

"Seni farketmemiştim." dediğimde saliseler süren bir gülüş attı.

"Pek bir şey farkedecek durumda değildin." dediğinde tüm hislerimle tezatlık oluşturarak gülümsedim.

" Teşekkür ederim." dediğimde yorulmuş olacak ki yatağın yanında ki koltuğa oturdu.

"Hastaneye geldiğin, burda beklediğin ve nefret ettiğin halde bunları yaptığın için."

Ellerini saçlarına götürüp karıştırdıktan sonra ağzını açtı ama bu çabası boşaydı çünkü o sırada Aysel Hanım ve Kemal Bey telaşla içeri girdi.

"Toprak iyi misin canım?"

"Nasıl oldu bu? Doktor ne dedi?"

"İstersen başka hastaneye gidelim?"

Aysel Hanım ve Kemal Bey'in ard arda sorularıyla boğulmayı düşünmemiştim.

"Aysel Hanım, Kemal Bey ben iyiyim. Teşekkür ederim." dediğimde Aysel Hanım yanıma çöktü ve elimi tutup anlımı öptü. Kemal Bey' de Bora'ya döndü, "Doktor ne dedi?" diye sordu. Bora'da Aral'ın doktorun yanına gittiğini, birazdan geleceklerini söyledi.

Yaklaşık 5 dakika sonra Aral doktor ile birlikte odaya girdi.

"Merhaba Toprak nasıl hissediyorsun?"

"İyiyim, teşekkürler." Orta yaşlarda sarışın ve iri gözleri vardı. Ayrıca giydiği beyaz önlük bol geliyordu. Sevgili doktorum bayılmamın önemli bir şey olmadığını, kendime dikkat etmem gerektiğini ve serum bitince çıkabileceğimi söylediğinde derin bir nefes aldım. Eve gidip kendime ağlama seansları düzenleyebilirdim. Sahra'ya ya da Efe'ye bunu söylemeyi düşünmüyordum. Özellikle Sahra'ya. Kesinlikle doktorun söyledikleriyle tatmin olmayacak ve beni tekrar hastaneye getirecekti. Ve iyi olana kadar yanımdan ayrılmayacaktı. Aslında bu iyi olabilirdi. Birileri yanımda olsa ağlamayıp kafamdaki terkedilme düşüncelerini yok sayabilirdim. Ama gerçekler, gerçek acılar, yalnızlığımı bulup beni yine kanatırdı. Belki de bununla ne kadar erken yüzleşirsem o kadar çabuk iyileşirdim.

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen4U.Com

Tags: