Chào các bạn! Truyen4U chính thức đã quay trở lại rồi đây!^^. Mong các bạn tiếp tục ủng hộ truy cập tên miền Truyen4U.Com này nhé! Mãi yêu... ♥

♣5♧

( +40 oy ve 30 yorum geldiğinde bölümü yükleyeceğim. Keyifli okumalar.💜)

Medya: Lena

Bölüm Şarkısı: Lana Del Rey - 13 Beaches

5. Bölüm

Gözyaşlarına boğulmuş kız, yüzüne yapışmış saçlarını nemlenmiş yüzünden zar zor çekti ve gözlerime baktı. Ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım ama bana baktığında yani ilk gözlerimiz buluştuğunda olduğum yere çakıldım. Donakalmamın aslında tek bir sebebi yoktu. Kız ile göz göze gelir gelmez sanki vücuduma elektrik yemiş gibi hissetmiş, uyuşukluğu saç diplerimden ayaklarıma kadar tatmıştım. Kanımı donduracak kadar bir çekim saniyeler içinde gerçekleşti.

"Ne?" diye mırıldanabildim. "Kardeş?"

"Tüm kızlar kardeştir, değil mi?"

Çenesine kadar uzanan güçlü perçemlerini beceriksizce kulaklarının arkasına sıkıştırırken gülmeye çalıştı. Ağlamaktan yüzü kıpkırmızı olmuştu ve böyle gözüktüğü için utanmış olsa gerek, gülmek için kendini zorladı.

Ona afallayarak baksam da onu yadırgamamaya çalıştım. Ama karşımdaki kıza baktıkça onun bana ne kadar benzediğinin şokunu yaşıyor ve bunu düşünmeden edemiyordum.

"Adın ne senin?"

Ona yanında yer açmasını işaret ettikten sonra eskimeye yüz tutmuş banka geçtim ve yanındaki yerimi aldım.

"Melin." dedi sakin bir tonla. "Melin Lina."

"Ne?"

Şaşkınlıktan kulaklarım ağzıma vardı. Olduğum yerde donakalmak istedim çünkü bir anda tüm rüzgar yön değiştirmiş, sadece beni üşütmek için esiyor gibiydi. Kız, ismini söylemesiyle birlikte ölen ikizimi anımsadım. Bencillik edip dünyaya önce ben dünyaya geldiğim için ölen ikiz kardeşimi hatırladım. Batın'ın anlattığı hikayeyi hatırladım çünkü eğer kız kardeşim ölmeseydi onun da adı Lina olacaktı.

"Melin ve bir de Lina."

Ben ona göre daha şaşkındım. Kız bana o kadar çok benziyordu ki sanki aynada kendimi izliyormuşum gibi hissettiriyordu. O da benim gibi beyaz tenliydi ve ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Çok benziyor olduğumuz yetmiyormuş gibi ismimiz bile benziyordu.

"Güzel bir ismin var."

"Annem seçmiş." dedi ve ekledi. "Senin adın ne?"

"Lena. Sadece Lena."

"İsimlerimiz benziyor." Dudaklarına zoraki bir gülümseme yerleşti.

"Kaderimiz benzemesin." dedim ve ufak çaplı bir kahkaha attım.

"Ne kadar kötü olabilir ki?" diye sorduğunda beş dakikadır bile tanımadığım bir kıza hikayemi anlatmamam gerektiğini düşündüm. Aslında hayatımla o kadar da ilgili olduğunu sanmıyordum. Kendi kafasını dağıtmak için başka bir şeyler duymak istediğini düşündüm.

"Dışarıdan baktığın zaman iyi bir hayatım varmış gibi mi duruyor?" diye sordum. "İyi bir ailem, arkadaşlarım, güvendiğim dostlarım... Belki de bir erkek arkadaş?"

Kız, bunlara dair hiçbir bilgisi olmadığı için omuz silkti. "Dışarıdan baktığımda çok güzel bir kız görüyorum."

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim."

"Sen ne için ağlıyordun? Sokak ortasında kimseyi umursamadan ağlamanın acısını bilirim. Erkek arkadaş problemi mi?"

"Hayır." Kaşlarını çattı. "Hayatımda bundan daha büyük problemler var. Böyle bir şeyi kendime dert edinemeyecek kadar büyük problemlerim var."

Onu onayladığımı belirtmek için kafamı salladım. Biraz sinirli olduğu her halinden belli oluyordu, ben de onu daha fazla sinirlendirmek istemediğim için normal bir konu açmaya çalıştım. "Peki hangi okula gidiyorsun?"

"Aslında buraya yeni taşındık. Atatürk Lisesi'ne gidiyorum." Bahsettiği Lise Leber'in en iyi ikinci devlet okuluydu. "Sen hangi okula gidiyorsun?"

"Leber Koleji." diye yanıt verdim.

"Hiç arkadaşım yok, konuşmak iyi geldi. Teşekkür ederim."

Dudaklarım yukarı kıvrıldı. Daha öncesinde bir günü bile mutlu geçirmediğim dönemlerim olmuştu. Birinin ağlamasına dayanamıyordum.

"İstersen sana numaramı verebilirim. Benim de hiç arkadaşım yok." diye karşılık verdim. Beren'in gitmesinden bu yana Yiğit dışında kimse ile konuşmuyordum. Güvendiğim bir arkadaşım da yoktu.

"Çok sevinirim."

Ona birkaç saniye beklemesini söyleyerek çantama yöneldim. Bir kalem çıkarttım. Eline uzandım ve numaramı avucunun içine yazdım. Huylandığı için olduğu yerde biraz rahatsızca kıpırdandı.

"Telefonum yanımda, oraya da kaydedebilirdik." dedi.

"Böylesi daha kalıcı oldu." diye yanıt verdim. "Tanıştığıma memnun oldum Melin, umarım arkadaşlığımız da kalıcı olur."

Dudakları yavaşça yukarı kıvrıldı. "Umuyorum böyle olur. Böyle güzel bir kızı kaybetmek istemem."

"Abartıyorsun."

Mütevazi bir şekilde gülümserken oturduğum kaldırımdan kalktım. Annemden gelen bir alışkanlık olsa gerek elimle hızlıca arkamda biriken tozları süpürdüm.

"Tekrardan teşekkür ederim. Hoşça kal."

"Hoşça kal, Melin."

O benim geldiğim yöne doğru ilerlerken ben de yolun aşağısına doğru yürümeye başladım. Okuldan çıktığımda aklımda olan tek şey kafamı dağıtmak istediğimdi. Sahile gidip biraz hava almak istemiştim ama kafam çoktan dağılmıştı. Yiğit yeni insanlarla tanışmanın yaralayıcı olduğu kadar iyileştirici de olabileceğini söylerdi ve bugün iki kişi ile tanışmıştım.

Öykü'ye karşı biraz acımasız davranmış olduğumun farkındaydım ama insanlara karşı her zaman bu şekilde kötü değildim. Bunun en iyi örneği az önce Melin'le kurduğum iletişim olabilirdi. Yiğit olsa Beren'in yerini aldığını düşündüğüm için Öykü'ye acımasız davrandığımı düşünür, Melin'le de kendi vicdanımı rahatlamak istediğim için konuştuğumu eklerdi.

Belki de öyleydi ama konuşmak iyi gelmişti.

Kafam kazan gibi doluydu ve her gün üzülüyordum. Artık neden üzüldüğümü anlamlandıramayacak kadar üzgündüm. Nedenini bilmiyordum ama bu nedenini bilmediğim üzüntü beni öldürüyordu. Liseye ne umutlarla başlamıştım şimdi ise onun herhangi bir kırıntısı bile kalmamıştı. Babam uzaktaydı. Çok uzaktaydı. En yakın arkadaşım artık yanımda yoktu. Sevdiğim adam hiç olmamıştı ve her zaman olduğum gibi tek başımaydım.

İçimden ağlamak, hiç susmamak üzere ağlamak geliyordu. Milyarlarca insanın yaşadığı bu dünyada yapayalnızdım. Mutsuzdum. Bazen kendimi kendi kendime mutsuz ettiğimi düşünür, mutsuz olmak için bir sebep ya da bahane üretiyormuşum gibi hissederken bulurdum ama elimde bile değildi. Sanki koca bir kara deliğin içine düşmüştüm ve kaybolmuştum.

Kendi kendimi üzmüyordum çünkü ben buna alışkındım.

En yakın arkadaşımla aynı üniversite hayallerini kurduğum bu yıl önce onun bu şehirden gideceğini öğrenmemle sonra sakatlanmamla daha sonrasında onun gidişiyle başıma yıkılmıştı. Annem abarttığımı bile düşünüyordu ama o hiçbir zaman bana beni anlayacak kadar yakın olmamıştı. Maalesef.

Telefonum çalmaya başladığında düşüncelerimden sıyrıldım. Okuldan servisle dönmediğim için büyük ihtimalle annem arıyordu ve beni merak etmiş olmalıydı. Telefon acı acı çalarken sonunda çantamdan çıkardım ve ekrana baktım. İşte o an meraklı anne ihtimali bir kalemde silindi.

Arayan Miraç'tı.

"Efendim?"

"Neredeyse kapatıyordum, Lena." Telefonun ucundan bir sızlanma sesi geldi. "Neredesin?"

Numaramın rehberinde olmasına şaşkındım.

"Yürüyorum."

"Nerede?"

"Sahile giden yolda."

"Hiçbir yere kımıldama." Sesi oldukça telaşlı geldiğinden dolayı içimde bir anda hareketlenme oluştu. "Seni almaya geleceğim."

"Ne oldu? Eve gitmem gerekiyor."

Eve gitmem gerektiği bir bahane gibi gözüken ama aslında doğru olan bir durumdu. Üstelik yeni dönem başladığında kendime Miraç'tan uzak durmam gerektiğini empoze etmiştim. Onunla birlikte olamayacağımı ve onun beni sevmeyeceğini artık aklıma kazımıştım. Onun beni daha fazla acıtmasını istemediğim için ondan uzak durmaya karar vermiştim. Şimdi onunla buluşmak istemiyor olmamın ilk nedeni buydu. Eve bir saat geç gitsem de olurdu.

"Eğer eve gitmen gerekiyorsa sen eve geçtikten sonra balkonuna tırmanabilirim."

"Hayır?"

"Neye hayır? Eve gitmen gerekmene mi yoksa balkonuna tırmanmama mı?"

Sesindeki tondan ısrarcı olacağını anlamıştım. Bundan dolayı daha fazla uzatmamaya karar verdim.

"Sahilin kumsal kısmına giden yolda bekliyor olacağım." Bir şey demesine izin vermeden aramayı sonlandırdım.

Beni neden aradığını veya bana ne söyleyeceğini bilmiyordum, tahmin de edemiyordum. Çünkü son konuşmamız buna ipucu olacak türden bir olay değildi. Son konuşmamız oldukça nötrdü. Ne tartışmıştık ne de aramızdaki şeyi alevlendirecek bir şey olmuştu. Çok umurumda da değildi.

Artık Miraç'tan herhangi bir beklentim kalmamıştı.

Ona söylediğim yere gelmemin ardından beş dakika geçmişti ki kulakları delen bir ses duydum. Turuncu renklerin hakim olduğu motor bana oldukça tanıdıktı. O motora baktıkça Miraç'ı değil, hayatımı kökünden değiştiren nesneyi görüyordum. Kaza yaptığımız gün, beni sakat bırakan motor, acılar içindeki halim, sakat kalışım, bacaklarımı hissetmiyor oluşum saniyeler içinde gözümün önünden geçti.

Miraç, kaskını çıkarttıktan sonra gözleri üzerimde son buldu. Kalbim hızlanmıştı ama Miraç'ı gördüğüm için değildi. Önceden kalbimin hızlanması için onu görmem bile yeterliydi ama kalbimin hızlanma nedeni onu görmemden dolayı değil motoru görmemden dolayıydı. Ben dehşete düşmüş bir şekilde bakıyordum.

"Ben buna binmem."

Ellerini teslim olurcasına yukarı kaldırdı. "Sakin ol!Seni bindirmeyeceğim zaten."

Motorunu park ederken sesimi çıkarmadım. Anahtarını cebine sıkıştırdıktan sonra yanıma yaklaştı.

"Ne konuşmak istiyorsun benimle Miraç?"

"Burada mı konuşalım? Kumsala geçelim, oturmuş oluruz."

Kafamı salladım ve ellerimi cebime soktum. Kayalıkların ilerisindeki kumsala ilerledik. Benimle ne konuşmak istediğini cidden merak ediyordum. Herhangi bir sebep olsa burada veya telefonda söyleyebilirdi. Konuşmak konusundaki ısrarı, samimiyeti ilk dakikadan itibaren ise oldukça inandırıcıydı.

Kumsala geçtikten sonra henüz kaldırılmamış ve yazdan kalmış olan şezlonglardan birine oturduk. Sonbahar girmişti ama havalar henüz serinlemediği için kumsal boş değildi. Temmuz ayına göre yoğun da değildi ama tatilini bu zamana bırakanlar ve çocuklar başta olmak üzere denizdelerdi. Hatta uçsuz bucaksız bu mavilikte karınca gibi gözüküyorlardı.

"Ne konuşmak istiyorsun benimle?"

"Nasılsın?"

Suratına baktım ve benimle dalga geçip geçmediğini anlamaya çalıştım. Bozuntuya vermedim ve cevapladım. "İyiyim. Sen nasılsın?"

"İyiyim ben de. Neler yapıyorsun?"

İşte şimdi kaşlarım yukarı çatıldı. "Sosyal medyada flörtleşen çiftler gibi havadan sudan mı konuşacağız yoksa beni neden buraya getirdiğini ve ne konuşmak istediğini mi açıklayacaksın?"

"Sakin ol Lena. Arkadaşlık etmeye çalışıyorum. Arkadaşlar birbirine halini hatrını sormaz mı?"

"Biz arkadaş değiliz, Miraç."

Bunu sesli dile getirirken kalbim burkuldu. İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim ama burukça gülümsedim. Onunla hiçbir zaman çift veya arkadaş olmamıştık ve bunu deli gibi istediğim zamanları hatırlıyordum.

"Lena. Bir şeyleri denemeye karar vermiştik, hatırlıyor musun?"

Hatırlıyordum. Neyden bahsettiğini çok iyi hatırlıyordum. "Hayır."

"Ben çok düşündüm. Bence okulda daha yakın olmalıyız."

Koca bir hayal kırıklığı içinde suratına baktım. Ne bekliyordum ki? Beni sevebileceğini söylemesini mi? Harika hissettirmişti.

"Nereden çıktı şimdi bu?" diye sordum. "Okulda yakın olmamızı gerektiren bir durum mu var?"

"Bilmem. Geçen sene yakındık."

"Geçen sene yakındık çünkü aynı projede yer alıyorduk. Bu sene yakın olamayız çünkü sınava hazırlanmam gerekiyor."

"Arkadaş olmaya çalışıyordum."

"Arkadaşlar birbirine bugün bana baktığın gibi bakmaz."

"Nasıl bakmışım sana?"

"Hiç umursamadan." dedim. "Yani koridorda göz göze geldik ve bomboş bir bakışla baktın. O boş bakışta hiçbir arkadaşlık kırıntısı yoktu. Arkadaşlığı geç, herhangi samimi bir kırıntı bile yoktu. Üstelik okuldan gitmiştin ama sonra geri döndün. Çıkışta bizim servisin önünde gördüm. Duru ile konuşuyordun."

"Sen seninle konuşmadım diye mi kıskanıyorsun?" Yüzünde imalı bir gülümseme vardı.

"Hayır!" diye yükseldim. "Kıskanmadım. Ama arkadaşın bile olmayan bir kızla konuştun. Önünden geçtim. Konuşmayı bırak, selam bile vermedin."

"Özür dilerim. Fark etmedim."

Nefesimi yavaşça ileri üfleyip kumsala çarpan dalgalara baktım. Çocuklar kumsalda oynarken gülüşüyorlardı. Ben ise tamamen kırılmaya mahkumdum. Beni fark edemiyor olmasına alışkındım. Onu sevdiğim dört sene boyunca hiç fark etmemişti. Şimdi böyle demesine şaşırmamam gerekiyordu ama yine her seferinde büyük bir hayal kırıklığına uğruyordum.

"Sorun değil. Ben alışkınım."

"Bundan sonra yakın olmamızda bir problem yok o zaman?"

"Hiç olmadı ki." diye karşılık verdim. Bir ilişki yaşamamıştık çünkü ben platoniktim. Kavgam vardı ve kendimleydi, onunla hiç olmamıştı.

"Yarın seni almaya geleyim mi?"

"Hayır. Servisle geliyorum ya okula. Hem annem yanlış anlar." dedim. "Hem senin araba ehliyetin yok ki. Motoruna binmem."

Dudakları yukarı kıvrıldı. "Aldım."

"Ne?"

"Bu yaz aldım. Doğum günümden hemen sonra başvurmuştum."

"Ben seni motorla görünce..."

"Motor hala favorim, Lena. Seninle kötü hatıralarımız olsa bile..." dedikten sonra aramızdaki mesafeyi iyice kapattı. "İyi hatıralarımız olsun istiyorum. Seninle iyi hatıralar yazmayı hak ediyoruz."

Kalp atışlarım iyice hızlandı çünkü beni öpecek sanmıştım.

"Miraç..." dedim fısıldayarak. "Ben döneme başlamadan önce bir karar aldım. Senden uzak durmak için... Artık kendime kötülük yapmak ya da acı çektirmek istemiyorum."

"Lena-"

"Sözümü kesme." diye çıkıştım. "Senden uzak durmaya çalışıyorum ama sen yakınlaşmak için bir adım atıyorsun. Belki sen arkadaş olmak için yakınlaşıyorsun ama ben bunu yanlış anlayabilirim... Onca olan şeyden sonra bunu yadırgamazsın herhalde?"

"Yadırgamam."

"Yani ben böyle bir karar aldıktan sonra kararımı çiğneyip seninle yakınlaşırsam ve sen beni isteyerek veya istemeyerek kırarsan üzülen ben olurum. Ben artık üzülmek istemiyorum."

"Üzülmeyeceksin Lena." dedi. "Seninle bir ilişki başlatmıyorum ki arkadaşlık başlatıyorum. Kırılmayız."

"Öyle mi diyorsun?"

"Seni zor duruma sokmayacağım."

Böyle söyledi ama yüzlerimiz birbirine çok yakın olduğu için şimdiden zor durumda kalmıştım. Miraç, benim farkımda bile değildi. Ben kendimi ondan en çok soyutladığım zaman yine en başına dönüyordum.

Ama bu sefer kararlıydım, aptal aşık olmayacaktım.

"Gitsem iyi olacak." Ondan geri çekildim ve yutkundum.

"Kalkalım o zaman, arkadaşım."

"Peki, arkadaşım."

-

Bạn đang đọc truyện trên: Truyen4U.Com